Havza Haber Ajansı muhabirinin Meşhed’den bildirdiğine göre, Tahran Üniversitesi öğretim üyesi Hüccetü’l-İslam ve’l-Müslimin Muhammed Cevad Muhammedi, bugün İmam Rıza (a.s.) 6. Dünya Kongresi kapsamında düzenlenen oturumun açılışında “İmam Rıza’nın (a.s.) siretinde şehadet kültürü” başlıklı bir konuşma yaptı. Program, İmam Rıza (a.s.) Külliyesi’ne bağlı İslami Araştırmalar Vakfı’nın Şeyh Tabersî Salonu’nda gerçekleştirildi.
Hüccetü'l-İslam Muhammedi konuşmasında şehadet ile şehadet kültürünün iki farklı kavram olduğunu ve bu ikisi arasındaki farkın gözetilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:
“Şehadet, belirli bir zaman ve mekânda gerçekleşen nurani bir hadise ve olaydır. Ancak bu olayın arkasında bir kültür ve yaşam tarzı vardır ve bu yaşam tarzı en yüce noktasında şehadete ulaşır.
İmam Rıza’nın (a.s) hayatında aramamız gereken şey, şehadet kültürünü oluşturan unsurlar ve insanı bu nihai ve yüce noktaya ulaştıran iman merkezli yaşam tarzının parçalarıdır.”
Tahran Üniversitesi öğretim üyesi, şehadet kültürünün aslında şehadetin düşünsel ve manevi arka planı olduğunu belirterek şöyle devam etti:
“Şehadet rastlantısal ve tesadüfi bir mesele değildir. Şehadet nimetine ulaşan kişi, bundan önce belirli bir yaşam tarzını benimsemiş, iman, maneviyat ve mücadele yolunda ilerlemiştir.”
Hüccetü’l-İslam ve’l-Müslimin Muhammedi, Şehit Süleymani’nin ifadesine atıfta bulunarak, “İnsan şehit olarak yaşamalıdır ki şehit olarak dünyadan ayrılabilsin. Yani şehadet kültürünü insan kendi hayatında bulmalıdır ve bu kültür İmam Rıza’nın (a.s.) hayatında da görülebilir.” dedi.
Hüccetü'l-İslam Muhammedi, şehadet kültürünün insanın kişiliğini şekillendiren ve onu bu noktaya ulaşmaya hazırlayan yüksek insani ve İslami erdemler ile değerlerin bütünü olduğunu ifade etti.
İman; Şehadet Kültürünün İlk Unsuru
Tahran Üniversitesi öğretim üyesi, şehadet kültürünün beş temel unsurdan oluştuğunu belirterek şöyle konuştu:
“Bana göre şehadet kültürünün beş temel unsuru iman, ihlas, marifet, mücahede ve istikamettir.”
İlk unsuru açıklayan Hüccetü'l-İslam Muhammedi şunları söyledi:
“Şehadet yalnızca kahramanca bir hadise veya onur verici ve kahramanca bir şekilde öldürülmek değildir; aksine derin bir inanç ve imandan kaynaklanır.”
“İman edenler: ‘Rabbimiz Allah’tır’ deyip sonra istikamet üzere olanlardır.” ayetine işaret eden Hüccetü'l-İslam Muhammedi, şehadet kültürünün tevhid merkezli bir kültür olduğunu ve şehadetin Allah’a imandan kaynaklanan manevi ve dinî bir mesele olduğunu belirtti.
İmam Rıza’nın (a.s.) “Silsiletü’z-Zeheb” hadisine değinen Hüccetü'l-İslam Muhammedi şöyle devam etti:
“Şehit İmam, İmam Rıza’nın (a.s.) Silsiletü’z-Zeheb hadisini açıklarken ‘La ilahe illallah’ sözünün yalnızca bir haber veya önerme olmadığını, aksine insanı tevhid yolunda ilerlemeye davet ettiğini vurguluyordu.”
Tahran Üniversitesi öğretim üyesi, “Benim ifademle İmam Rıza’nın (a.s.) Silsiletü’z-Zeheb hadisindeki sözü, tevhidin teorik ve pratik olmak üzere iki yönünü içermektedir. İnsan bir taraftan tevhidin hakikatini bilmeli, diğer taraftan da tevhid alanına girecek şekilde yaşamalıdır.
Şehit İmam, bunun yalnızca bir haber olmadığını, yani sadece Allah’ın adını dilimize almaya yönelik bir davet olmadığını; aksine hareket etmeye ve Allah’a kulluk etmeye yönelik bir davet olduğunu vurguluyordu.”
Hüccetü'l-İslam Muhammedi sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dolayısıyla şehadet kültürünün temellerinden biri iman ve tevhiddir. İmam Rıza’nın (a.s.) tevhide yaptığı davet, aslında tevhid merkezli ve mücahedeye dayalı bir yaşam tarzına davettir.”
“Dünyadaki birçok kültürde öldürülmek onur verici kabul edilebilir. Ancak şehadet, dünyevi ve asılsız amaçlar uğruna onurlu bir şekilde öldürülmek değildir; şehadet imandan kaynaklanır ve Allah yolunda gerçekleşir.”
İhlas; Allah Yolunda Şehadetin Temel Şartı
Tahran Üniversitesi öğretim üyesi, ihlası şehadet kültürünün ikinci unsuru olarak nitelendirerek şöyle konuştu:
“Şehadet kültürünün ikinci unsuru ihlastır. Samimi bir şekilde yaşayan ve amellerini Allah için gerçekleştiren insan bu noktaya ulaşır.”
“Allah yolunda şehadet” ifadesine ve “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma” ayetine işaret eden Hüccetü'l-İslam Muhammedi, “Eğer şehadet gerçekleşecekse Allah yolunda gerçekleşmelidir.” dedi.
Ardında şöyle devam etti:
“İnsan farklı amaçlar uğruna hayatını feda edebilir. Dünyanın her yerinde cesur insanlar vardır. Ancak hayatını Allah için feda eden kişi yüksek derecede ihlasa sahiptir.”
Hz. Peygamber’in (s.a.a.) dönemindeki savaşlarda şehit olanlarla ilgili bazı rivayetlere değinen Hüccetü'l-İslam Muhammedi şöyle konuştu:
“Hz. Peygamber’in (s.a.a.) dönemindeki savaşlarla ilgili bazı rivayetlerde, savaşlardan birinin ardından şehitlerin naaşları yerdeyken öldürülen kişilerden biri hakkında onun şehit olmadığı söylendiği aktarılır. Çünkü o kişi ganimet elde etmek için savaşa katılmış ve ilahî bir niyete sahip değildi.”
Tahran Üniversitesi öğretim üyesi, “Bu mesele, ihlasın aslında şehadetin temel unsurlarından biri olduğunu gösteriyor. Savaş meydanında öldürülmek, tek başına şehit olmak anlamına gelmez.” ifadelerini kullandı.
Hüccetü'l-İslam Muhammedi daha sonra Ayetullah Behcet ile ilgili bir hatıraya değinerek şöyle söyledi:
“Bu hatırayı bizzat Şehit İmam’dan duydum ve daha sonra başka kişilerden de bu olay hakkında bilgi aldım.
Şehit Rehber, inkılap öncesindeki mücadele döneminde Ayetullah Behcet ile irtibat ve tanışıklık içerisindeydi. Bir görüşmede mücadelesindeki niyetinden söz etmişti.”
Tahran Üniversitesi öğretim üyesi, onun niyetini şu sözlerle ifade ettiğini aktardı:
“Eğer hapishanenin hücresine girersem, hücrenin bir köşesinde de Allah’ı görürüm.”
Hüccetü'l-İslam Muhammedi, bunun insanın hapishanede ve en zor şartlarda dahi Allah ile bağını temel mesele olarak gördüğü anlamına geldiğini belirtti:
Allah’ı tanıyan bir arif olan Ayetullah Behcet bu sözden çok etkilenmişti. Kendisinin oğlundan dinlediğim bir rivayete göre Ayetullah Behcet, hayatının son yıllarına kadar bu sözü hatırlatıyordu.”
Hüccetü'l-İslam Muhammedi şöyle devam etti:
“Ayetullah Behcet, bu sözü başka insanlar hakkında da duyduğunu ancak Şehit Rehber hakkında düşündüğünde, bu sözün hakikatten ve samimiyetten kaynaklandığı sonucuna vardığını aktarmıştı.”
Daha sonra Ayetullah Behcet’in Necef’te karşılaştığı ve uzuvlarından birinde engel bulunan bir kişiyle ilgili başka bir hatırasını aktaran Hüccetü'l-İslam Muhammedi şöyle dedi:
“Ayetullah Behcet, o kişinin durumunu sorduğunda, adam ‘Allah’ın rızasına razıyım’ demişti.”
Hüccetü'l-İslam Muhammedi, Ayetullah Behcet’in orada da bu sözün o kişi tarafından bütün benliğiyle söylendiğini ve gerçekten Allah’ın rızasına razı olduğunu hissettiğini belirtti ve şunları kaydetti:
“Ayetullah Behcet, böylesine yüksek bir samimiyet derecesine sahip iki kişi görmüştü. Bunlardan biri Necef’te karşılaştığı o kişi, diğeri ise hücrenin bir köşesinde dahi Allah’ı göreceğini söyleyen Şehit Rehber’di.”
Hüccetü’l-İslam ve’l-Müslimin Muhammedi, bu hatıranın şehadet kültüründe ihlasın önemini gösterdiğini belirterek şöyle konuştu:
“Böylesine yüksek bir ihlasla yaşayan kişi, şehadet makamına ulaşma kapasitesine sahip olur.”
Marifet; Şehidin Hareketi Bilinçli ve Bilinçlendirici Olmalıdır
Hüccetü'l-İslam Muhammedi, şehadet kültürünün üçüncü unsurunu açıklarken şöyle konuştu:
“Şehadet kültürünün üçüncü unsuru marifet ve bilgidir. Şehidin hareketi bilinçli ve bilinçlendirici bir harekettir; onu heyecan ve duyguların yön verdiği bir hareket olarak değerlendirmemek gerekir.”
Tahran Üniversitesi öğretim üyesi şunları söyledi:
“Şehit derin bir marifet temelinde hareket eder ve kendi hayatında marifet üretir, bilinç ve farkındalık oluşturur.”
İmam Rıza’nın (a.s.) siretine değinen Hüccetü'l-İslam Muhammedi, şöyle devam etti:
“İmam Rıza’nın (a.s.) hareketi marifet oluşturan ve marifeti artıran bir hareketti. Onun İran’daki varlığı, bu toprakların düşünsel ve marifet boyutundaki dönüşümünde çok önemli bir etki meydana getirdi.”
“Değerli İran’ımızda Ehl-i Beyt’in (a.s.) velayeti nimetinden yararlandığımız için Allah’a şükrediyoruz. İran’da Şiiliğin yayılması, her şeyden önce ve ilk aşamada İmam Rıza’ya (a.s.) borçludur.”
İmam Rıza’nın (a.s.) İran’a gelişinin bu toprakları Ehl-i Beyt’in (a.s.) ailesi ve öğretileriyle daha fazla tanıştırdığını belirten Hüccetü'l-İslam Muhammedi, “Bugün, yüzyıllar geçmesine rağmen İmam Rıza (a.s.) ve onun öğretileri hakkında konuşabiliyorsak, bunun sebebi İmam Rıza’nın (a.s.) İran’daki varlığıyla şekillenen o marifet hareketidir.” dedi ve şunları ekledi:
“Bütün şehitler de kendi ölçüleri ve seviyeleri içerisinde aynı özelliğe sahiptir. Onların hayatları toplum için marifet ve bilinç üretebilir.”
Şehit Rehber’in Şehitlerin Hayatlarını Okumaya Verdiği Önem
Hüccetü’l-İslam ve’l-Müslimin Muhammedi, Şehit Rehber’in şehitlerle ilgili eserleri okumaya verdiği öneme değinerek şöyle söyledi:
“Şehit Rehber okumaya çok önem veriyordu. İlgi duyduğu kitaplardan biri de şehitlerin hatıralarını anlatan kitaplardı.
Şehitlerin hayatlarını sürekli okuyor, bu eserleri ilgiyle takip ediyor, bazı kitaplara takriz yazıyor, kitaplarda dikkatini çeken noktaları evde anlatıyor ve başkalarını da bu eserleri okumaya teşvik ediyordu.”
Tahran Üniversitesi öğretim üyesi, bunun nedeninin şehidin hayatının ders verici ve öğretici olması olduğunu belirterek şöyle konuştu:
“İnsan kendi yolu için şehitlerin yaşam tarzından örnek alabilir.
Şehit, canını vermeden önce kendi hayatında fiilen ‘tebliğ ve açıklama cihadı (cihad-i teybin)' gerçekleştirmiştir. Dolayısıyla biz şehitlerin hayatında ve aynı şekilde Şehit İmam’ın hayatında örnekler bulmalı ve doğru yolu tanımak için bunlardan yararlanmalıyız.”
Hüccetü’l-İslam ve’l-Müslimin Muhammedi, Kur’an-ı Kerim’in sırat-ı müstakim hakkındaki ayetlerine değinerek şöyle söyledi:
“Biz her gün defalarca Allah’tan bizi sırat-ı müstakime hidayet etmesini istiyoruz. Kur’an-ı Kerim, Nisa Suresi’nde bu yolun yol arkadaşlarını tanımlarken peygamberlerden, sıddıklardan, şehitlerden ve salihlerden söz ediyor.
Bu ayetler bize sırat-ı müstakimin, peygamberlerin, Ehl-i Beyt imamlarının (a.s.), şehitlerin ve salihlerin üzerinde yürüdüğü yol olduğunu gösteriyor.”
Tahran Üniversitesi öğretim üyesi sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dolayısıyla şehit kendi hayatında marifet üretir ve bizim için bir bilinç oluşturur. Şehit İmam’ın ve diğer şehitlerin hayatlarını incelediğimizde, onları gördüğümüzde ve onlardan ders aldığımızda kendi yolumuzu daha iyi bulabiliriz. Dolayısıyla şehadet kültürünün üçüncü unsuru marifet ve bilgidir.”
Mücahede; Şehadet Kültürünün Dördüncü Unsuru
Hüccetü’l-İslam ve’l-Müslimin Muhammedi, şehadet kültürünün dördüncü unsurunun kesintisiz mücahede olduğunu belirterek şöyle konuştu:
“Bu oturumda da ifade edildiği üzere Şehit İmam, İmam Rıza’yı (a.s.) yorulmak bilmeyen bir mücahit olarak görüyordu.”
İmam Rıza’nın (a.s.) çaba ve mücahede hakkındaki rivayetlerine değinen Hüccetü'l-İslam Muhammedi, “Bir başarı elde etmek isteyen ancak bunun için çaba göstermeyen kişi aslında kendini kandırmaktadır.” dedi.
Tahran Üniversitesi öğretim üyesi şöyle devam etti:
“İslam’da cihad ve şehadet birbiriyle bağlantılı iki kavramdır. Yani uzun süreli bir mücahede vardır ve bu mücahede, en yüce noktasında şehadete ulaşabilir.”
“İslam kültüründe şehidin hayatı yoğun çaba ve mücahedeyle geçen bir hayattır. Şehadet, uzun bir çaba, mücadele ve mücahede yolunun sonucudur.”
Hüccetü'l-İslam Muhammedi, Şehit Rehber’in inkılap öncesindeki mücadele dönemine ilişkin hatıralarına değinerek şöyle söyledi:
“Yaklaşık 15 yıl süren mücadelesi hakkında şöyle derdi: ‘Evden çıktığım hiçbir gün eve döneceğimden emin olmadım. Hiçbir gece de sabaha kadar tutuklanmayacağımdan emin olarak uyumadım.’
Bu ifade, onun o dönemdeki hayatının mücahede, risk alma ve sorumluluk duygusuyla iç içe olduğunu gösteriyor. Mücadeleyi hiçbir zaman rahat ve bedelsiz bir yol olarak görmüyordu.
İşte bu, nihayetinde insanı şehadete ulaştırabilecek mücahitçe yaşam tarzıdır.”
İmam Rıza’nın (a.s.) Hicreti; Mücahede Yolunun Seçilmesi
Hüccetü'l-İslam Muhammedi, İmam Rıza’nın (a.s.) siretine değinerek şöyle konuştu:
“Eğer mesele yalnızca şehadet olsaydı ve şehadet kültürü bunun arkasında bulunmasaydı, İmam Rıza (a.s.) Medine’de başka bir şekilde şehit olabilirlerdi. Ancak O, mücahede yolunu seçti.”
“İmam Rıza (a.s.) Medine’de kalmadı. Hicret etti, ailesinden ve vatanından uzaklaştı ve Abbasî zulüm düzenine karşı mücadeleyi benimsedi. Yani zorlukları göze aldı.
Dolayısıyla şehit; çaba gösteren, bir ömür boyunca emek veren, çalışan ve hedefi doğrultusunda mücahede eden kişidir. Sonunda hedefine ulaşabilir veya şehit olabilir; şehadet de büyük bir saadettir.”
Hüccetü'l-İslam Muhammedi, İmam Rıza’nın (a.s.) siretini İmam Hüseyin’in (a.s.) kıyamıyla karşılaştırarak şöyle konuştu:
“İmam Hüseyin (a.s.) için de mesele yalnızca şehadet olsaydı, Medine veya Mekke’de şehit olabilirdi. Ancak İmam Hüseyin (a.s.) Medine veya Mekke’de şehit olsaydı, Kerbela’ya sahip olmazdık.
Aşura hadisesinin büyüklüğü, onun terbiye edici ve marifet kazandırıcı etkileri ve İmam Hüseyin’in (a.s.) kıyamının kalıcılığı, yolun ve mücahedenin seçilmesinin sonucudur. İmam Rıza (a.s.) açısından da aynı şekilde, o hicret ve mücahede gerçekleşmeseydi, bu hareketin Şiilik ve İran tarihinde bıraktığı büyük etkiler ortaya çıkmazdı.”
İstikamet; Yorulmamak ve Son Ana Kadar Sorumluluk Duygusunu Korumak
Hüccetü’l-İslam ve’l-Müslimin Muhammedi, şehadet kültürünün beşinci ve son unsurunun istikamet olduğunu belirterek şöyle konuştu:
“Kur’an-ı Kerim, ‘Rabbimiz Allah’tır’ deyip sonra istikamet üzere olanlar’ buyuruyor. Yani insan iman ettikten sonra kendi yolunda istikamet göstermelidir. Şehadet kültüründe yorulmamak, pes etmemek, umutsuzluğa kapılmamak ve son ana kadar sorumluluk duygusunu korumak önemlidir.”
Hüccetü'l-İslam Muhammedi, İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonraki ilk yıllara ilişkin bir hatıraya değinerek şöyle söyledi:
“İnkılabın ilk yıllarında Kutbuzade gibi bir kişi Şehit Rehber’e, ‘Bu inkılap bir gün çökerse ne yapacaksınız, nereye gideceksiniz?’ diye sormuştu.
Şehit Rehber cevap olarak, ‘Eğer bu inkılap bir gün tehlikeye girerse, elimde silahla olayların tam ortasında olacağım ve hiçbir yere gitmeyeceğim. Bugün de elimde silahla meydanın ortasındayım.’ demişti.”
Hüccetü’l-İslam ve’l-Müslimin Muhammedi, bu hatıraya göre aynı kişinin de “İnkılap yenilmeyecek. Çünkü böyle bir ruha sahip olan ve meydandan kaçmayan biri varken inkılabın kolayca yenilmesine izin verilmez.” dediğini aktardı ve şunları kaydetti:
“Yıllar sonra Şehit Rehber de aynı sözüne uygun davrandı ve meydanda şehit oldu. Bu, şehadet kültürünün ve hedef doğrultusunda istikametin bir örneğidir.”
Tahran Üniversitesi öğretim üyesi, Şehit Rehber’in şehadetinin mücadele yolunda geçen uzun bir hayatın sonucu olduğuna işaret ederek şöyle konuştu:
“Şehit Rehber şehit olduysa bunun nedeni, bir ömür boyunca şehadet kültürüyle yaşaması ve bu kültürü İmam Rıza’nın (a.s.) mektebinden öğrenmesiydi.”
“İmam Rıza’nın (a.s.) mektebinde iman, ihlas, marifet, mücahede ve istikametin bir arada bulunması gerektiğini öğrenmişti ki şehadet kültürü insanın hayatında şekillensin.”
Hüccetü’l-İslam ve’l-Müslimin Muhammedi sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şehit Rehber, mücadele dönemi, hapishaneler ve katlandığı zorluklar hakkında, birkaç kez aklına görevini yerine getirdiği ve derslerine, ilmî çalışmalarına ve normal hayatına geri dönebileceği düşüncesinin geldiğini anlatmıştı. Ancak kendisinin ifadesiyle, ‘Sorumluluk duygusu hemen yakama yapıştı ve bu düşünce zihnimden silindi.’ demişti. Yani sorumluluk duygusu, mücadele ve sorumluluk yolunu terk etmesine izin vermedi.”
Tahran Üniversitesi öğretim üyesi şöyle konuştu:
“İşte bu, hedefe yönelik istikamet ve maksada ulaşma yolundaki istikamettir. İnsan yorulabilir, şartlar zorlaşabilir ve hatta zihninden görevini artık yerine getirdiği düşüncesi geçebilir. Ancak sorumluluk ve görev duygusu onu yolunda tutar.”
Hüccetü’l-İslam ve’l-Müslimin Muhammedi konuşmasının sonunda şunları söyledi:
“Biz İmam Rıza’dan (a.s.) ve onun mektebinin seçkin öğrencisinden yalnızca şehadeti değil, şehadet kültürünü öğreniyoruz.
Şehadet kültürü, bana göre beş temel ve kilit unsurdan oluşmaktadır: iman, ihlas, marifet, mücahede ve istikamet.”
Tahran Üniversitesi öğretim üyesi sözlerini şöyle tamamladı:
“İman, şehadet kültürünün tevhid temelidir. İhlas, bu hareketin ilahî yönünü belirler. Marifet, şehidin hareketini yalnızca heyecan ve duygudan ibaret olmaktan çıkarır. Mücahede, hedefin gerçekleşmesi için gereken yolu oluşturur. İstikamet ise insanı hedefe ulaşıncaya kadar meydanda tutar.”
yorumunuz